
Kendimi bildim bileli yaylayı çok sevmişimdir hep.Yaz tatilinin gelip,oraya gideceğim günleri iple çekmişimdir.
Çocukluğumu geçirdiğim bu şirin kasabayı bu kadar çok seviyor olmamın diğer sebebi ise,beni çok sevdiğine inandığım,ve kendisini çok sevdiğim anneanneciğim olmuştur.
Anneler,anneanneler kimselere benzemez..Onların düşündüğü kadar kimseler düşünmez seni.Kimse senin sevincinle coşup,hüznünle hüzünlenmez anne kadar.Onlar yüreklerinin en içinde hissederler evlatlarını ve duaları evlatları içindir her zaman..Samimidirler,güven verirler..Kendilerinden çok düşünürler hep..Bu güzel insanlar saygı ve sevginin en yücesini hakederler ama, çoğu zaman kapris çektirmekten,naz yapmaktan ve hatalarımızla onları üzmekten,saygı ve sevginin doruklarına ulaşmaya fırsat kalmaz..
Her annenin bir hikayesi vardır muhakkak..Sevinçleri,çocuğuyla ilgili anıları,onun için kurduğu hayalleri ve hayatın getirdikleri karşısında yaşadıkları..
Yıkılıverirsin hani bir olumsuzlukla karşılaşınca,umudunu kaybedip,yaşamaktan vazgeçmek istersin,en ufacık bir sorun yaşadığında..Hayat tahammül edilemeyecek kadar kötü gözükür gözüne..Hayattaki tüm kötü şeylerin senin başına geldiğine inanırsın,kadersizliğine,şanssızlığına lanetler yağdırırsın..
Halbuki,etrafına şöyle bi baksan ne hayatlar göreceksin..
Ben anneanneciğime bakınca,onun yaşadıklarını düşününce öyle derinden bir saygı duruşuna geçiyor ki,tüm benliğim.
Kızıyorum kendime,sabırsızlığıma,doyumsuzluğuma,şükürsüzlüğüme..Kaprisli anlarımın akabinde,sağduyu ile düşünmeye başlayınca yapıyorum bunu..
Şükretmen için onca şey varken neden ufacık şeyler için kendini paralıyorsun diye.
Neden anlatıyorum tüm bunları ? Anneannemin hayatından kesitler aktarmaya çalışacağım gücümün yettiğince.. .
Anneannem 2 yaşında babasını kaybetmiş..”Baba” kavramı hiç yer etmemiş onun hayatında..5 yaşında annesinden ayrılmış,en kendini sevdirip,anne sevgisinin tadına varacağı o güzelim çağında..
Annesinin kendisini emanet ettiği halasında büyümüş,15 yaşına kadar..Sonra evlenmiş..İlk kızı ve oğlunun ardından,dünyalar tatlısı bir oğul daha vermiş Allah ona..Gözleri mavi,sevimli,zeki..Gören her insanda hayranlık uyandıran muhteşem bir çocuk..
Her anne gibi,çok sevmiş çocuklarını..Ayırmamış birini diğerinden..
Fakat ”Mehmet” farklıymış.(Hiç göremediğim dayım.) Takvimler 74 yılının yaz aylarını gösterirken 5 yaşındaymış..Kıbrıs Harekatını radyolardan dinler ve asker olmak için can atarmış..5 yaşındaki bir çocuk..Vatan sevgisiyle dopdolu..Sevgisi öyle çok büyük ki,kendisinden aciz olan şeylere karşı da şefkat ve merhamet yüklü minicik yüreği.
Yolda yürürlerken,ablasının koparıp kendisine verdiği çiçeği,canı acıdı düşüncesiyle,tekrar toprağa tutturup hayata dönmesini sağlamayı düşünecek kadar….
Ve ”Abla senin parmağını kopartsalar üzülmezmisin? Onun da canı var,acı çekmesin,bir daha çiçekleri kopartma!” diyecek kadar..
Kendisine yemesi için verilen,kendisinin de çok sevdiği ve o zamanlarda ayda yılda bir bulunan çikolatayı yanına gelen kediye ikram etmekten çekinmeyecek kadar..
5 yıllık ömrüne,buna benzer onlarca hatıra sığdıran bu çocuğun annesi anneannem..
Peki ne olmuş bu çocuğa? Yolun karşısında yürüyen ve elindeki bastonu düşüren yaşlı amcayı görünce,ona yardım etmek için fırlamış yola..Ve hızla gelen kamyonun altında kalıvermiş minicik bedeni..
Annesi koşmuş…Babası koşmuş..Mahalle koşmuş..Ama,nafile..Oracıkda teslim etmiş ruhunu Rahman’a..Melek olup uçuvermiş cennet bahçelerine doğru..
Uçmuş,uçmasına da,bir anne böylesine hazin bir olayı ne kadar sükunetle karşılayabilir ki ? Ne kadar sabredebilir ki? Eder etmesine ama,çok zordur muhakkak..Çocuğu hasta olduğu zaman bile,hayatı alt-üst olan anneler çok iyi bilirler..Tarifi zor olsa gerek..
Mehmet’in ardından 3 kız evladı olmuş anneannemin.En küçükleri yeşil gözlü,dünyalar güzeli..Doğunca bakmışlar ki,kalbinde sorun var..Yaşamaz demiş doktorlar..Çok fazla yapacak şey yok..
O doktora itibar etmeyip başkasına götürmüşler,ordan oraya,ordan oraya..Olurya belki iyi bir doktora rastlar ve Allah’ın izniyle iyileşiverir kızları..O doktor,bu hastane derken,onca mücadaleye,il,il dolaşıp şifa aramaya rağmen ancak,11 yıl dayanabilir dünyalar tatlısı ”Ferhan”ın kalbi..Ve İstanbul’da bir hastane’de verirler anne,babaya acı haberi..
Anne-baba alırlar çocuklarını yanlarına,binerler arabaya ve gelirler Antalya’ya….
Dayanılacak şey değil doğrusu..Allah sabırını verir elbet ama,hiç kolay değil..
Anne şefkatinden,sevgisinden uzak,”Baba”diye bir varlığın hayatında hiç yer etmediği bir insan,iki güzel evladından da ayrılmak zorunda kalır..
Ama hiç küsmez hayata..Çalışır,çabalar,geride kalan çocukları için mücadele eder ve hiç yılmaz..Hiçbir zaman yüzü düşmez yere..”Neden ben Allah’ım.” demez..Takdir-i ilahiye karşı boynu kıldan ince,Rabbine karşı sadakati ”tam”dır. Emanetlerini erken almıştır sadece Mevla..Haşa O’na hesap soracak değildir..Zaten çocukları,birer melek olmuştur artık..Cennette biyerlerde bekleyeceklerdir annelerini..Böyle düşünür bu mübarek insan ve umudunu kaybetmez hiç..Yüzünü ekşitmeden yudumlar evlatlarının hasretlerini,acılarını..
Aradan yıllar geçti,anneannem hala çok pozitif,şefkat ve merhamet dolu bir insan..Kolay kolay hiçkimseler incitemez onu,kimselere kırılmaz kolayca..
Rabbine dayanır,ona güvenir,ve devam eder yaşamına..
Çocuklarına ve torunlarına sımsıkı bağlıdır..Çok sever hepsini de..İlk göz ağrım dediği beni ayrı sever 🙂 Herkese kendini özel hissettirecek,iltifat edecek bişeyler muhakkak bulur..Mutlu eder sevgisiyle..
Hep gıpta etmişimdir anneanneme..Ama onun gibi olmanın zor zanaat olduğunu düşünmüşümdür..Kolay şey değildir,sana taş atana gül uzatmak,canın yanınca ”Ne yapalım kader”diyebilmek…
Yaylanın güzelliklerinden bahsetmem gerekirdi ama,zaten resimler herşeyi anlatıyor..
Akan şırıl şırıl buzz gibi suların,yemyeşil ağaçların ve bol oksijenin her yanı kapladığı bir cennet diyebilirim..
Küçük çocukken,arkadaşlarımla suyun içerisinde ayağını en çok kim durdurabilecek gibisinden yarışmalar yapardık..Ben sonlarda kalırdım genelde.Çünkü o buz gibi suda ayağını veya elini 2 dakikadan fazla tutmak her babayiğidin harcı değildi..
Hele benim gibi çıtkırıldım birinin hiç değildi 🙂
Anneannemin üzüm bağındaki üzümleri..Tadı rengi harika ! Çeşit çeşit üzüm var ama,nineciğim elleriyle diktiğinden midir nedir,bunlar çok başka benim gözümde..Onun elinin değdiği herşeyi tek geçerim bu alemde 🙂
Bahçemizin gözdeleri elmalar ve şeftali..Hepsi birbirinden güzel ve lezzetli.Ahududu,erik,armut,kiraz ve kayısı ağaçlarımız da var,fakat onlara makinemin pili yetmedi 🙂 Zaten erik ve kirazın zamanı geçmiş..
Meyveyle arası çok iyi olan biri değilim malesef.Ama seyretmek acaip hoşuma gidiyor.
Anneannemin,bahar ayında başlayan tatlı telaşının mahsulleri sebzeler..Sırf çocuklarına yedirebilmek için onca telaşa katlanıp,kendince uğraşıyor günlerce sebzeleri yetiştirmek için..Çok takdir görüyor bu davranışı haliyle 🙂 Domatesi yiyen herkes defalarca dua ediyor,ömrüne bereket ve sağlık diliyorlar.Hele ”Bu anneannemin domatesinin,biberinin,salatalığının,fasülyesinin tadı hiç bi yerde yok.”diye cümleler kurulmaya başlandı mı,değmeyin sevincine 🙂
O, bişeyler üretmekten keyif alan ve paylaşmayı çok seven bir insan..
Domateslerin çekirdekleri İsrail’den gelme değil,yıllardır,domatesin,salatalığın çekirdeklerinden yenilerini dikip büyütüyor..Ne kadar süre daha devam eder bilemiyorum ama,çok çok uzun yıllar olmasını tüm kalbimle diliyorum..
Ve meyveler..Ağacında çekmek için pilim yetmemişti bazılarına,ordan aldığım piller de çalıştırmayınca makinemi gelince sepete yerleştirip çekeyim dedim..Sepetler de anneannemden 🙂 3-4 gün öncesi Oktay Usta’nın proğramında görmüştüm bu sepetlerden ve çok hoşuma gitmişti,sonrasında anneannemin deposunda görünce,hazine bulmuşcasına bir sevinçle,hiç vakit kaybetmeden el koydum sepetlere 🙂 İzin aldım usulünden 🙂 Hayır demiyeceğini bile bile..Ve çok teşekkür ettim canım nineciğime..Nine filan diyorum da,o çok genç aslında 60 yaşında ama,hiç göstermediği gibi kendisinden genç olup da erkenden çökmüş komşularının yardımına koşmakla meşgul boş kaldığı zamanlarda..
İnşallah hayırlı,bereketli bir ömrün ardından,daha önceden cennete gönderdiği çocukları,annesi ve babasıyla birlikte cennetin en güzel köşelerinde sonsuza kadar yaşamayı nasip eder Rabbim bu güzel insana..Ve hayatını güzel,iyi şeylere adayan tüm güzel insanları,sevdikleriyle birlikte olabilmek mutluluğuna eriştirir..İnşaaallah..
Resimleri çekerken bir tane çekip bırakmıyorum haliyle 🙂 En iyi pozu yakalamak adına farklı ayarlarda ve şekillerde çekip,gözüme en hoş gelenleri koymaya çalışıyorum..Bu resmi de silmeye kıyamadığım için ve güneş ışığının tatlı parlaklığıyla gölgelerin derinlikleri pek bi hoşuma gittiği için yayınlamak istedim 🙂
Takvimlerdeki resimleri hatırlattı bana 🙂
Burası da babannemin yaylası 🙂 Anneanne dönüşü babanneye de uğramadan geçmek olmazdı..:)
Burası diğer tarafa göre iki defa yayla 🙂 Akşam olunca dışarda 15 dakika kal ve alem heykel görsün :)O kadar yani 🙂
Şu manzaraya bakınca,kışın burda yaşamanın güzel olabileceğini düşündüm..Heryer bembeyaz kar ile kaplanmış.Karşıdaki kulübenin bacasından dumanlar çıkıyor.Evin sobası çıtır çıtır yanıyor ve ben elimde kitabım okuyorum 🙂 Ses yok,in yok cin yok 🙂 Tam bunları düşünürken,makinemin pili olsaydı da çekseydim keşke diyorum ve amcakızı pilleriyle yetişiyor imdadıma sağolsun 🙂 Sonra da ”Ya başka bişey mi isteseydim acaba.”diyorum. 🙂 Ve sonra hayal dünyasından sıyrılıp gerçeğe dönüp, terastan bu resmi çekiyorum..Yoldan geçerken çekilmiş bir resim değil yani 🙂
O gün,yani dün,aylardır ilk defa iliklerime kadar üşüdüğümü hissettim..Ve eşime ”gidelim”dedim.Bu soğuk beni 1 hafta kadar idare eder :),zaten sonrasında havalar serinleyecek.
Ve düşüp yola geldik evimize 🙂 Sıcacık 🙂 Ohh dedim,dünya varmış,o ne soğuktu öyle 🙂 az daha kalsak donuyordum..Fakat bu ”ohh”lamanın yerini yaklaşık 35 dk. sonra ”offf”lamalar almaya başladı 🙂 İnsanoğlu işte,memnun etmek zor..Olayın latifesi bir yana, bizlere aynı zaman da hem güneşi gösterip,hem yağmurlar yağdıran,böylesine doğal zenginliklerle dolu bir toprak parçasında yaşama şansını veren,bize hazinesinden sonsuz güzellikler sunan Rabbimize yerler ve göktekiler adedince şükürler olsun..