TEK MEVSİMDE 4 MEVSİM ANTALYA :))

DOPDOLU BİR TATİLİN ARDINDAN..
Dünyaya geleceğimiz zaman,nerede yaşamak istediğimize dair seçenekler sunulsaydı,yine yaşadığımız yerleri mi tercih ederdik,yoksa ” Yok ben almıyayım da kimler alırsa alsın.” mı derdik? 🙂
Ben,ille de Antalya’da yaşamak,büyümek,yaşlanmak isterdim,şu anda istediğim gibi..
Herkesin memleketi kendisine güzeldir,vazgeçilmezdir evet ama, Antalya bambaşka..
Güzel ülkemizin tatil cenneti olarak ün yapmış bu güzel şehir,sakinlerine tek bir mevsimde dört mevsimi yaşatacak kadar cömert üstelik..
Kışın en yoğun ve şiddetli yaşandığı günlerde bile,pencereden sızan güneş ışıkları yüzünüzü,ve yüreğinizi ısıtabilir..
Hatta sıcaklayıp ter bile basabilir, Antalya’yı daha bir başka ısıttığını düşündüğüm Güneşle fazla haşır neşir olduğunuz vakit..
Günlük güneşlik bir havada yürürken,aniden havada bulutlar toplaşıp,üzerinize rahmet olup yağabilir usul usul..
Kış vakti, yalancı bahara aldanmış ağaçların çiçek açmasına da şaşırmaz olursunuz bir süre sonra..
Ve bazen, denizin pırıltısı,rengi öylesine cezbeder ki, aylardan şubat,mevsimlerden kış olmasını umursamayıp,atılıvermek istersiniz masmavi denizin serin sularına..
Çıtkırıldım seviyesinde biri değilseniz,bu isteği kolayca hayata geçirebilir,kış gününde deniz sefasının tadını çıkartabilirsiniz..
Olur ya,deniz kafi gelmezse,merkezden sadece 50 km.uzaklıktaki Saklıkent kayak merkezinde,karı,soğuğu,kara kışı iliklerinize kadar hissedebilirsiniz..:)

Hissedebildiğim kadarıyla işte kara kış 🙂

ANTALYA-SAKLIKENT

17 günlük tatil boyunca,kah Antalya’nın merkezinde,kah karlı dağlarında,kah denizle iç içe sahillerinde dolaşıp durdum..:)
Uçan kuş misali.. 🙂 Şu durumda yürüyen kuş oluyorum sanırım..:)
Aşırı soğuklar sebebiyle,yollar karlı buzlu olduğundan,tatili memleketimizde en detaylı ve güzel şekilde değerlendirmek en mantıklısıydı ve biz de öyle yaptık..:)
Uzun süredir ben,oğlum,ablam ve yavrucaklarının, içerisinde ; kar-kardanadam-kartopu-kayak tarzı kelimelerin sık sık geçtiği cümleler kurmamızın sonucu olarak,bir Saklıkent çıkartması gerçekleştirdik..
Saklıkent ,Antalya merkeze yaklaşık 50 km.uzaklıkta karlı dağlarla kaplı deniz seviyesinden epeyce yüksekte bir kayak merkezi..
Aşağıdaki havaya aldanıp da,” orada derece düşse,düşse ne kadar düşecek,hadi düştü diyelim,üşütse ne kadar üşütecek?” gibi garip bir düşünce ile, eldiven,atkı,kar botu almayı önemsemeyen ben neredeyse donuyordum..:)
Nasıl bir mantıksa,oğlumu sıkı sıkı giyindirip,atkısını beresini,kar eldivenlerini takıp,( eşim nasılsa ayarlar kendini:),kendim,gayet sıradan halimle,soğuk bana işlemez,ben soğuğu severim,bana bişeycikler olmaz edasıyla,yürüdüm vardım.:)
(Hoş seneye yine gitsem,çok da değişen bir şey olmaz muhtemelen.:) balık hafızalı ben.:)
Derece – 6 larda.:)
Arabadan çıkmamla,durumun vehametini anlamam bir olsa da,dışıma bir soğukluk,içime bir donukluk çökse de,bir şeyler diyemedim kimselere.:)
Gelmek,kar görmek,üşümek istemişim,iliklerime kadar donmak istiyorum demişim 🙂 ilk dakika pes edersem olur mu? Olmaz tabi.:)
Zar zor,arabaların aynalarına tutuna tutuna yürüyüp,zorlu bir mücadele sonucu vardım merkezin en haraketli sahasına..
Üç-beş resim çektikten,ve etrafa bakındıktan sonra donmaya başladım yavaş yavaş..:)
Fotoğraf makinesini bile kavrayamaz oldum soğuktan..
Sonra da konuşamaz..:)
Ve biraz daha kalsam,ciddi ciddi donacağımı düşündüm..
Ben bunları düşünürken,lisan-ı halimden ve mor dudaklarım ile,kıpkırmızı olmuş yüzümden gidişatın pek iyi olmadığını kavrayan eşim, beni karşıdaki kafeye yönlendirdi de donmaktan kurtuldum.:)
Şimdi güldüğüme bakmayın,ne zor anlardı o anlar..
Yaşayan bilir ancak..
Hakikaten,donmak acaip bir şey..
Donuyorsun ve aynı zamanda yanıyorsun..
Hissetmiyor gibisin ama canın acıyor..
Karda yürümek de zor epeyce..
Fakat,sonucunda dışarıya nispetle,epey sıcak olan cafeye ulaşmış olmak büyük mutluluk.:)
Gidene kadar da ordan çıkmayıp,camdan dışardakileri seyretmek,dışarda olmaktan binlerce kere kat daha güzel üstelik.:)
Ne kayabildim,ne kardan adam,ne de kartopu 🙂
Buz tutmuş zeminde, kayıp düşmemek için büyük mücadeleler vererek döndüm arabaya..
Ama olsun..Aldım ben dersimi,öğrendim öğreneceğimi..:)
Bir dahaki sefere ömrüm yeterse astronot gibi çıkıcam inşaallah..:)

YOLDA LASTİK PATLAYINCA 🙂

Annemlere ve kayınvalidemlere giderken, uçsuz bucaksız bir deniz manzarası eşlik ediyor bize ..
Eğer,günlük güneşlik bir günse ,masmavi denizin pırıltısına dalıp gidiyor insan..
Bir tarafta sıra sıra dağlar,bir tarafta uçsuz bucaksız Akdeniz..
Eğer bulutluysa hava,griye bürünmüş Akdeniz bambaşka bir kimliğe bürünüyor..
Bu haliyle de,izlemeye doyulamayan,esrarengiz bir tabloya dönüşüyor yol boyu süregelen manzaralar..
Şayet yağmurluysa hava, Rahmet sağnak sağnak inerken yeryüzüne ve Akdeniz’e,o kutlu buluşmaya şahit olmak bambaşka bir haz veriyor insana..
Eğer çok sıcak bir yaz gününün öğle vakti değilse,güneş ışınları rahatsızlık verecek boyutta selamlamıyorsa arabanın ön camından,yolculuk hiç bitmesin istiyorum ben..:)
Özellikle de günbatımı saatlerinde o tarafa doğru yol aldığımız yolculuklara doyamıyorum..
Çoğu kez seyretmekle yetiniyorum birbirinden güzel günbatımlarını..
Trafik akarken,resim çekmek için arabayı durdurmak çoğu kez mümkün olmadığından,veya aslında durulabilir olup,eşim buna yanaşmadığından 🙂 resim çekemiyorum her zaman..
Fakat kalbim temiz olmalı ki 🙂 ,arada böyle tam da gün batımı vaktinde, lastik mastik patlıyor ve mecburi bir günbatımı izleyip,resim çekme molası veriyoruz.:)
Lastikler patlamasın,vakitsiz arızalar çıkmasın,resim  sahilde de çekilir 🙂
Rabbim herkeslerin arabasına,lastiğine,canına,cananlarına hayırlı uzun ömürler versin..
Kimseler yollarda kalmasın..
Amiin

OKUNANLAR,GEZİLİP GÖRÜLEN,SEVİLEN VE ÖRÜLENLER 🙂

Tatilin en güzel taraflarından biri bol bol kitap okumaya zaman bulmam oldu..
Bu zamanı bulmamdaki en büyük etkense, annem,ablam,teyzem,kayınvalidem ve evlerinde günübirlik de olsa misafir olduğum güzel yürekli güzel insanlardı..:)
Özellikle  Ayşe ablama (eşimin kızkardeşi) ne kadar teşekkür etsem azdır..
Öyle misafirperver,öyle candan ve iyi ki..
Müteşekkir olmamak elde değil..
Annem,kayınvalidem keza..
Yemekle ve mutfakla fazla vakit geçirmeyince,ev işi gibi bir telaş olmayınca,nete de girmeyince 🙂 dışarıya çıkmadığımız,misafir ağırlamayıp,misafir olmadığımız zamanların dışındaki vaktimin çoğunu kitap okumaya ayırdım diyebilirim..
Ha bir de,örgüye 🙂
Dışardan bakılınca,elimden örgü şişlerini hiç bırakmıyorum gibi bir izlenim oluştu.:)
Ama ben,ördüklerimi beğenmeyip,sık sık söküp,sil baştan başladığım için,ortaya çok da bir şey çıkamadı.:)
Ve tatili en güzel kılan şeylerden bir tanesi:
Can tanesi,nur tanesi,herkeslerin bir tanesi..
Benim mini mini kuzenciğim,dünyalar tatlısı Azra Mina..
Ailemizin en miniği,en sevgilisi,en özleneni..
Onunla vakit geçirmek,masum yüzündeki gülücükleri seyretmek,kendince konuşmalara verdiği tepkilerle sevinmek çok ama çok güzeldi..
Büyük kuzenlerle birlikte olmak da..:)
Güzeldi herşey..
Ve inşaallah  her zaman böylesine güzel olur her bişey..:)

SAHİLLER VE BEN (BİZ)

Hayatta en çok sevdiğim,keyif aldığım,huzur bulduğum mekanlardandır sahiller…
Çok bencilce bir post oluyor sanki.:)
Sürekli kendimden bahsediyorum gibi..
Sevdiklerimden,hoşlandığım şeylerden..
Ama biliyorum ki,çoğumuz seviyoruz böylesine güzel ortamları..
Denize yakın olmak..
Kumsala adını yazmak.:)
Yürümek sahil boyu..
Kare kare fotolar çekmek ve çekinmek..
Minik dalgaların sesini dinlemek..
Masmavi gökyüzüne bakmak sonra..
Denizin mavisiyle,gök kubbenin mavisinin derinliklerinde kendini kaybetmek..
Coşmak,mutlu olmak..
İşte hayat,böylesine küçük ayrıntılarda gizli benim için..
Seviyorum hayatı..
Ve bu hayatı yaşama fırsatını bize veren Mevlamızı…

EĞLENCELİ ZAMANLAR,HÜRREM,ŞAH VE SULTAN..

Denizin en mavisi ile,yeşilin en güzel tonlarının buluştuğu,dünyanın 8. harikası olarak gördüğüm köyümüzde,en güzel hatıralarımıza yenilerini ekleyip,çocuklarla çocuk olup,eğlendik,koştuk,coştuk ve mutlu olduk..
Büyükçe bir yeşilliğe yayılıp,piknikler düzenleyip,saklambaçlar oynadık..
Yetmedi futbol olayına bile girdik..:)
Ve insan bedenen ne kadar yorulsa da,ortamdakilerin,ve yapılanların enerjisiyle, o yorgunluğun tatlı bir dingiliğe dönüştüğüne bir kez daha şahit oldum..
İsim,bitki,eşya oyunu ile akşamlarımız kahkaha şenliğine döndü.:)
Ve uyumak için değil de okumak için odama çıktığım zamanlarda bana eşlik eden iki kitap,beni hayretlere gark etti..
HÜRREM SULTAN:
Son günlerde en çok konuşulan olay dizinin olay kahramanı..
Tartışılan şey,Hürrem’den ziyade malum dizideki Kanuni Sultan Süleyman karakterinin,aslında gerçeğiyle çok da benzeşmeyen hali esasen..
Kitaptan önce diziyi izlemedim.Açıkçası,bu kadar fırtınalar kopartan diziyi merak etmedim değil, ancak bir ara izlemek için açtığım zaman,gördüğüm manzara içimi sızlattı..
Eleştirenleri sonuna kadar haklı çıkartırcasına,koskoca cihan Padişahının hayatı sadece haremden ibaretmiş gibi bir izlenim edinilmesine sebep olacak görüntüleri izleyemedim..
46 yıl tahtta kalmış ve bu süre zarfında,Osmanlı topraklarını dünyanın dörtte üçünü kapsayacak şekilde genişleten,bir fermanı ile Avrupayı titreten,tüm dünyanın önünde saygı ile eğildiği,gittiği her yere adalet ve huzur götüren, Muhteşem Süleyman diye nam salmış ecdadımızın önde gelenlerinden bu mübarek insanı,bir televizyon dizisi ile ve yalan yanlış bir şekilde halka tanıtmak ne derece iyi niyetli bir girişimdir sorarım size?
Osmanlı padişahlarının her biri,Allah kelamını dillerinden düşürmeyen,gayeleri rıza-i ilahi olan müstesna kişilikler iken,tutup da,onların zevk-ü sefa peşindeymiş gibi gösterilmesi hakikaten acı verici..
Ki,o zamanlarda ileri teknoloji olmadığından,ne şartlar altında savaşıldığı,ne şekilde ülkeler feth edilip,seferler düzenlendiği tarih kitaplarında mevcuttur..
Padişahların ömürlerinin çoğu,at üzerinde geçtiği halde ve yaşanan binlerce güzellik olmasına rağmen, sadece ve özellikle entrikaları göz önüne alarak bir girişimde bulunmak ne denli sağ duyulu bir yaklaşımdır?
Hoş,bugün o zamanlarda çekilen sıkıntılar çok da ilgilendirmiyor bizleri..
Hürrem’in yüzüğü,kıyafeti şusu busu ön planda ancak,tarihlerini bilmeyenler,tarihe gömülmeye en yakın duranlardır..
Gerçek tarihimizi öğrenmek adına yapmamız gereken çok ama çok şey olduğunu düşünüyorum..
Yazıya başlarken,nerelere gideceğini kestiremiyor insan,uzunca oldu ve bu sebeple, ŞAH ve SULTAN ‘dan ayrıca bahsetmeyi uygun gördüm..
Yeniden resimlere dönelim:
MAVİ VE HUZUR

Mavi huzurun ve anlayışın rengidir..
Yatıştırıcı bir etkisi de vardır..
Gözler maviliklere doğru yol almaya başlayınca,gönülde huzura doğru bir kapı aralanır..
İnsanın içi açılır maviyi görünce…
Hele bu denizin mavisiyse,
Gözler de, gönülde bayram eder ahenkle…
İşte bu bayramı yaşatabilmek için kendimize,rica minnet yola düşürdüm eşimi..:)
Rica kısmında bana destek olan Mustafa abime,ve hasta haliyle bu küçük ama güzel gezintimize eşlik eden ablama teşekkür etmeden geçemicem..

Her köşede ayrı bir güzellik..
Ve çekilecek onlarca kare varken,korktuğum şeylerden biri başıma geliyor ve makinem ”artık doldum ben” diye ötmeye başlıyor.:) (Diğer korkum,makinemin pilinin bitmesi..İçi doluyken kaybetme korkusu da yaşıyorum zaman zaman.:)
Sonuç olarak,resimlerin çoğu çekilmişti,3-5 kare daha yakalansaydı hiç fena olmazdı ya,buna da şükür..
Ne demiş atalarımız?
-Aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz..:)
Atalarımızı da yad ettikten sonra,bu yazımızı  da burada sonlandırabiliriz..
Gönlünüze her daim mavinin en güzel tonları  hakim olsun..
Huzurla,sağlık ve umutla mutlu günlere…
Exit mobile version