Ne Güzelsin İstanbul..

İstanbul…
Üzerine şiirler,şarkılar yazılan, yüzyıllardan bu yana,kıymetinden, güzelliğinden zerre eksilmediği gibi, türlü çilelerine rağmen, hala en kymetli,hala en özel kalmayı başarabilen o nadide şehir..
Çoğu kere günübirlik gezilere sığdırılmaya çalışılıp, bir gözümün görüp,diğerinin haberi olmadığı İstanbul seyahatlerinde bile, mest etmiştir beni bu şehir.
Karmaşası, kalabalığı, bir türlü sıyrılamadığımız trafiği ve daha bir çok negatif gözüken olay bile, gölge düşürememiştir İstanbul sevdamın üzerine..
Can’dır gözümde, bambaşkadır gönlümde..
Neresi? deseler,”İstanbul” derim, Nereye? deseler de ”İstanbul” demek ister dilim,hem de kalbim.
Şairin dediği gibi, güleni şöyle dursun,ağlayanı bile bahtiyar bu şehrin..

Bumerang Gecesi vesilesiyle İstanbul yolu gözükünce, bu defa oradaki dostlarımı da düşünerek biraz fazlaca kalmak istedim.
Sağolsun itiraz da etmedi eşim.
Bumerang Gecesinin ardından,ilk durak, henüz 5 ay önce Antalya’dan gelin gönderdiğimiz sevgili arkadaşım Ferhan’ın eviydi.
Öyle güzel ağırladı,öyle memnun etti ki, hala  dua dua geçiyor içimden, gayr-i ihtiyari..
Kısacık zamanda,alışmış hem evine hem yeni şehrine.
Gördükçe heyecanını,mutluluğunu, sepsevindim, mutlu oldum ben de.
Bir de yemekli misafirlerine umutsepeti tariflerinden yapıp,üzerine övgüler almamış mı, bir de bana coşkuyla anlatmaz mı, benim duyacağım en güzel sözler bunlardır herhalde.:)
Canım arkadaşıma,sonsuz mutluluklar dileyip,ikinci durağa geçiyorum müsadenizle 🙂

Tanışıklığımız uzun yıllar öncesine dayansa da, blogdaş olduktan sonra samimiyetimizin,görüşmelerimizin dozunu arttırdıkça arttırdık Seyyahımla.
Kah ana-kız, olduk kah abla-kardeş.
Bazen de iki yakın arkadaş.
Hep dolu dolu paylaştık,konuştuk, susmak gerekti sustuk.
O bana misafir oldu, her defasında da tüm samimiyetiyle  davet etmeyi es geçmedi üstelik.
Bugün,yarın derken,  fırsat doğunca, hem de süpriz yapmak isteyip,oradan arayıp ”Geldim,İstanbul’dayım .”dedim.
Pek de iyi bir plan yapmadığımı  sonradan farkettim.
Ah işte cahillik mi desem,yoksa tecrübesizlik mi bilemedim ya, bu davranışımla Seyyahımı istemeden incittim.
Neyse ki buluşup, o beni ben onu görünce  sarılıp birbirimize koyulduk İstanbul’u gezmeye.
Ben makinemi yanıma almadığıma daha arabaya adımımı atar atmaz pişman kere pişman oldum ama,iş işten çoktan geçmişti bir kere!
Her defasında kendimi teselli etmeye çalıştım; ‘Bu defalık böyle olsun, sonraki sefere.’
Seyyahım beni aldığı gibi Kanlıca’ya götürdü.
O ne güzel manzara Allah’ım, o ne güzel an,ne güzeldi gökyüzü..
Bir yoğurt,o kadar mı güzel gelir insana, ortam o kadar mı hapseder içine..
Geliyormuş,çekiyormuş,insan yaşadıkça,daha ne kadar güzellikler olduğunu anlıyormuş.

 

Kanlıca’dan çıkıp yol nereye biz oraya giderken,Küçüksu Kasrı dikkatini çekti Seyyahın.
Ben makinem yanımda olmadığından,gezsek de olur,gezmesek de modundayım.:)
Fakat Seyyah bu, durur mu çektik arabayı ve girdik içeriye.
İyi ki dedim ben yine.
Orda da manzara muhteşem, boğaz şahane,köşk ala mı ala.(Şapkalı a yapamıyorum,öyle algılana.)
İçinde yaşadığım andan çıkıp, geçmişte bir süre gezindikten sonra, oradan da demir alma vakti geldi ve attık kendimizi kız kulesinin ferahlığına..
Daha fazla dayanamayıp itiraf ettim..
Aşık oldum ben İstanbul’a..
Bu kadar da güzel olunmaz ki canım, bu kadar da içine içine çekilmez ki insan..
Bugün tamam da, ya yarın?  Canım çekse aniden,aklıma düşse birden..Ne olacak o zaman?
Neyse bunu da es geçeyim.
Kim ne kadar doyabilmiş,kim ne kadar kavuşabilmiş ki aşkına, ben istisna olam!


Seyyah’la ilk buluştuğumuz an, aylardır telefonlaşıp,görüşebilmek için can attığım sevgili arkadaşım Ayşegül ‘ü (Nam-ı diğer Gezginay) aradım. Ama telefonu kapalıydı ve ulaşamadım.
Dedim ya ben makinemi almamıştım yanıma.
Sağolsun Seyyah her bir anımızı kareleyip, anında yükledi Facebook’a.
Ayşegül de fotoğrafları orda görüp mesaj yazınca, üçlü buluşmamıza engel kalmamış oldu.
Ertesi gün için Eyüp Sultan’da randevulaşıp,düştük yola.
Seyyah ‘Yeşil” deyince hemen baktım o tarafa, yanılmadım da..
Yeşili çok sevdiğini bildiğim Ayşegül, yeşil şalıyla tam da karşımızda.:)
Klasik cümleyi kuracağım yine;
Sanki yıllardır tanıyormuşuz gibi birbirimizi coşkuyla sarılıp,kucaklaştık.
Sonrası bolca sohbet,bolca muhabbet..


Makinemi yanıma almadığım için başlarda kızmıştım kendime.
Ayşegül‘le buluşup,onun makinesiyle resimler çekebilince bir nebze rahatladım.
Blog dünyasında fotoğraf konusunda tek geçtiğim arkadaşım yanımda olunca, birbirinden güzel resimler çekip,makinesini  kullanmam için bana da izin verince, çocuklar gibi mutlu oldum..
Yukardaki tüm resimler (Küçüksu Kasrı hariç) sevgili arkadaşımın objektifinden..
Şu damlacıklar da benden.:)
Hasılı, bu defa çok daha güzeldi İstanbul..
Şehirleri güzel yapan,içinde yaşayanlardı ne de olsa, hayatı güzel kılan,dostluklar, samimiyetle paylaşılan güzel zamanlardı..
Eksik olmasın dostlarımız, eksilmesin mutluluklarımız..
Amin..

Exit mobile version