
Üzülerek söylüyorum ki, çoğumuz birilerini belli başlı kalıpların içine koyup,sonra da o kalıbın dışına çıktığını veyahut çıkmadığı halde,olaylara hafiften bile farklı yaklaştığını gördüğümüz an yaygarayı basıyoruz..
Bu normal hayatta da böyle blogda da..
Bazen, bana diyorlar ki; Senin çizgine hiç yakışmıyor! Sen de böyle yaparsan,sen de bunu okursan !
İlginçtir, bir tarafta soframı kefere sofrasına benzeten, başörtü takma stilime karışan, hayat tarzıyla ilgilenmeyip, fikrine saygı duyduğum kişilerden sebep ayağımın kaydığını düşünen, Filistin’de onca annenin canı yanarken,benim hayatıma nasıl normal bir şekilde devam ettiğime laf edenler var!
Bir de, benim uzaktan yakından ilgim olmadığı halde, sırf çizgilerimizin benzer olmasından yola çıkarak,başkasının söylediklerini bana fatura edenler!
Sen de aynısın,siz hep aynısınız,şöyle kafalısınız,falansınız ,filansınız…
Cahilliğin,kendini bilmezliğin omuz boyunu geçtiğinin göstergesi tüm bunlar..
Oysa ben, çoğu zaman sorgulayan bir tipim.(Bir Atalay Demirci olmasam da)
Aşırılıklardan uzak,hoşgörüyle,insana yaraşır bir şekilde yaşamak için tüm gayretim!
Diyeceğim şu ki, hiç kimsenin ön yargılarıyla,sanılarıyla, insanları eleştirmeye,çekiştirmeye hakkı yok!
Hele ki düşüncelerinden,sözlerinden dolayı, verip veriştirmeye, onu kara listeye alıp,öcü gözüyle bakmaya kimsenin hakkı yok!
Kendisinin ne olacağı,yarınların ona ne getireceği meçhulken,başkalarının hatalarını aramakla vakit harcamak ne beyhude bir uğraş..
Üstelik öyle kötü,öyle sevimsiz ki..
Koskoca Halife hz. Ömer’i (r.a.) bile titreten öyle de büyük bir günah ki..
Şöyle ki ; Birgün İslam halifesi hz. Ömer gece yarısı Medine sokaklarını gezerken ,bir evden gelen müzik seslerini duyar ve duvardan atlayıp içeriye girer.
Gördüğü manzara Halifeyi hiddetlendirmeye yeter!
Evin içindeki adamın yanında bir kadın,bir de şarap şişesi,alem yapmaktadır..
Bu hali gören Hz. Ömer hiddetle adama çıkışır ve şöyle der;
– Ey Allah’ın düşmanı! Sen günah işlerken,Allah seni gizleyecek mi sanıyordun ?
Adam cevap verir;
– Haklısın ya Ömer! Ben bir günah işledim,fakat siz üç günah işliyorsunuz;
Allah c.c. ‘‘Başkalarının gizli ve ayıp hallerini merak edip araştırmayınız.” (Hucurat,12) buyruyor,siz tecessüs ediyorsunuz.
Allah c.c. ”Evlere kapılarından giriniz.” (El-Bakara,189 ) diye emrediyor, siz duvardan atlıyorsunuz.
Allah c.c. ”Kendi evlerinizden başka evlere ,selam verip izin almadan girmeyiniz.”(Nur-27) buyruyor,siz izinsiz giriyorsunuz.”
Bu cevap üzerine hz. Ömer ”Ben seni affetsem,sen de beni affeder misin” diye sorar ve adamın kabul etmesi üzerine onunla helalleşir..
Tüm dini salahiyeti elinde bulundurup,istese oracıkta o adamı cezalandırabilecek olan Halife bile, hz. Allah’ın ayetleri karşısındaki tavrıyla, o kişinin kalbinde hidayet tohumları yeşertip,oradan ayrılmıştır..
Durum bundan ibaretken, koskoca Hz Ömer bile tecessüsten çekinip,hakka girmekten azami derecede korkmuşken, kendisine dönüp bakmaksızın, çevresine pervasızca saldıranların ,birazcık da kendilerini sorgulamaları gerekmez mi?
Şahsi fikrim, bir insan gerçekten inanmış, kendisini kulluğa adamışsa, başkalarıyla uğraşmak yerine, elinden ve dilinden emin olunan,Allah’ın sevdiği bir kul olmak için çalışacaktır..
Aksi takdirde, önüne gelene çamur atmaktan,hem de din adına insanları kırmaktan geri durmayacaktır..
Şu bir gerçek ki, çalışan,üreten çok basit bile olsa bir uğraş edinen insan,kötülük yapmaktan öte, düşünmeye bile fırsat bulamayacaktır..
Bomboş durup,kime sataşsam,kime laf atıp,kimin canını yaksam diye düşünenler de ceza olarak, kötülükten kurtulamayacaktır..
Görünüşe bakıp aldananlardan değil, öze inip, aydınlananlardan olabilmek ümidiyle…