Fıstık Gibi Şehir Antep :)

Bir gezi yazısı için başlık atmakta hiç bu kadar zorlandığımı hatırlamıyorum.

Dakikalardır maaile toplanmış,yazıya uygun başlığı üretmek için cebelleşiyoruz.

Şöyle de bir huyum var ki,başlık atmadan yazmaya başlamam olanaksız.

Hal  böyle olunca,basit ama etkili olacağını dahası Antep’i en kısa şekilde yansıtacağını düşündüğüm başlığı atıverdim gitti.

Şöyle bir bakınca olası başlıkların en isabetlisiydi. 🙂

Ömrüm boyunca görmediğim kadar fıstıklı yemek,tatlı ve içecek gördüm.

Karadenizlilerin hamsi ile yaptıkları yüzlerce çeşidi Antep’te fıstıkla yapıyorlar..

Kahveleri,katmerleri,yemekleri hatta çorbaları bile fıstıklı.

Demem o ki,fıstık gibi şehir demem boşa değil 😉

Antep’te pek çok gezilecek ve görülecek yer ,her köşesinde ayrı bir güzellik ve tarih var..

Ben en çok ilgimi çekenlerden derlediğim fotoğraflar eşliğinde  kısaca özetlemeye çalışacağım.

Oğlumun isteği üzerine yol aldığımız oyuncak müzesine giden sokak bile  konsepte uygun şekilde dizayn edilmiş.

Köşe başlarına oyun oynayan çocuk figürleri yerleştirilip,sokağa çok  hoş bir hava katılmış..

Daha içeriye girmeden,pek çok güzelliklerle karşılanacağının bir nişanesi gibi her biri..


Oyuncaklar çok eskilerden,genellikle 1920’li yıllardan..

Fakat,öyle orjinal ve öyle yeni gözüküyorlar ki,parmak çocuk olup,bu oyuncak müzesindeki rüya evlerde yaşamayı hayal ettiğim gerçeğini belirtmeden geçemeyeceğim.

Genelde farklı ülkelerden derlenip toplanan oyuncaklar,masal ülkesine götürüyor alıp da insanı..

Ufacık karelerdeki çok büyük detaylar gözden kaçmıyor,oyuncak deyip geçilmiyor..

Gaziantep’te en çok hoşuma giden mekanlardan birisi,bakırcılar çarşısını gezmeye çıktığımız zaman tesadüfen görüp,içeriye daldığımız Kaleoğlu mağarası oldu.

O güne kadar dayanıp döşenmiş bir mağara oturmuşluğum,ortamın tadına varmışlığım yoktu..

Menengiç kahvesini tatmak bir yana duymuşluğum bile yoktu,lakin bu vesile ile o da oldu..

Bol fıstıklı,sütlü ve çeşitli baharatlarla yapılan bu kahve ,ortamın farklı oluşundan mıdır nedir,damağıma pek leziz,gözüme pek nefis geldi.

Oradakinin yerini tutmayacağı belliydi ya,yine de 1 paket kahve almayı ihmal etmedim çıkışta.

Buraya kadar gelmişken 100 dönümlük alana kurulmuş Türkiye‘nin ve Ortadoğu‘nun alan olarak birinci, Dünya‘nın üçüncü,Avrupa‘nın ikinci en büyük hayvanat bahçesi olan Gaziantep Hayvanat Bahçesi’ni gezmemek elbette olmazdı..

Ben gezmekten yorulup bir köşeye otursam da,ufaklığım bıkmadan usanmadan her bir kuşun,hayvanın yuvasını ziyaret edip, dergilerde,belgesellerde izlediği hayvanları yakınen görmüş oldu.


En çok ilgimi çeken  ismini ilk defa Lama Mutfak” ile duyduğum Lamaydı.:)

Lama’cığımı görmüş kadar olmasam da,derin bir muhabbet hissettim bu pek süslü,bakışları baygın cici Lama’ya karşı.:)


Antep’te mutlaka gidilmesi gereken yerlerden birisi de şüphesiz Bayazhan Kent Müzesi..

Şehrin tarihiyle ilgili her şeyi ama her şeyi sana verilen elektronik rehberler eşliğinde en ince detaylarına kadar öğrenmen mümkün.

Bakırcılar çarşısında elinin emeği ile gözünün nurunu birleştiren iki zanaatkar..

Hepsini toparlayıp eve götürmek istediğim hepsi de birbirinden güzel bakır kaplar arasından seçim yapmak o kadar zor ki..

Ve Antep’in en güzel taraflarından biri,yemekleri..

Özellikle oğlum çok sevdi,kahvaltıda bile kebap yemek istedi ve iştahla yedi.

Antep’te evine misafir olup yemeklerini tadabileceğimiz bir yakınımız olmadığı için,biz de soluğu antep yemekleri ile meşhur restoranda aldık.

Kebaplar bildiğimiz kebap lakin,illa ki üzerlerinde antep fıstığı var.

İçli köfte şimdiye kadar yemediğim kadar güzel..

Bol yağlı bir antep yemeği olduğunu sandığım sıkmanın lavaşa sarılmış antep peynirlerinden ibaret olması biraz hayal kırıklığına uğratsa da genel olarak güzeldi.

Antep’i nasıl buldun ? diye soranlara oğlumun cevabı hiç değişmedi;

– Kebapları on numaraydı..

Normal şartlarda sabah kahvaltıyı zor yapan çocuğun,sabahın köründe kebap yemek istemesi ve pür iştah kebaba dalması bir sonraki yemek için hangisini yiyeceğine dair hesaplar yapması,ne kadar beğendiğinin kanıtları..

Yemek,içmek bahane denir ya,işte tam da öyle aslında.

Yeni şehirler görmek,yeni insanlar tanımak çok başka bir hissiyat uyandırıyor insanda.

Dilerim,huzur içinde,barışla gezip görebileceğimiz nice nice şehirler olur hayat boyu..

Cennet yurdumun her bir köşesine,selam ,muhabbet ve duayla..

 

Exit mobile version