
Son zamanlarda yediğim en iyi şeylerden biri de sebzeli mantar sepetleri:)Çok pratik ve de hakikaten çok lezzetli..Misafir sofraları için ideal bir tarif güvenin bana.:)Ben sadece sebze ile hazırladım fakat, sebzelerle birlikte et de konulursa yemeğimiz daha da zenginleşebilir.:)
SEBZELİ MANTAR SEPETLERİ:
malzemeler:
- yarım kg.orta boy kültür mantarı
- 2 adet patates
- 2 adet havuç
- 1 adet büyük boy soğan
- 1 çay bardağı konserve bezelye
- 1 adet domates
- 2 çorba kaşığı sıvıyağ
- 2 çorba kaşığı tereyağ
- tuz,karabiber..
- Kaşar peynir
- maydonoz
hazırlanması:
- Mantarları güzelce yıkayıp içlerini çıkartıp,yağlanmış fırın tepsisine yerleştirip kızarana kadar pişiriyoruz.
- Patates ve havucun kabuklarını soyup küp şeklinde doğrayıp,2 çorba kaşığı zeytinyağ eklediğimiz tavaya alıyoruz.Soteleyip altını kısarak yavaş yavaş pişmeye bırakıyoruz.
- Patatesler hafif yumuşayınca,yemeklik doğradığımız soğan,domates ve bezelyeler ile birlikte tuzunu ekleyip kısık ateşte 5 dk. kadar daha pişiriyoruz.
- Sebzelerimizin altını kapayıp,tereyağı ekliyoruz.
- Üzerleri kızaran mantarlarımızı alıp,içlerine sebzeli soteden koyuyoruz.
- Ben bazı sepetlerin üzerine kaşar peynir koymadım ama,koyduklarım çok daha lezzetli oldular.:)
- Yani,sepetlerimizin üzerine birer dilim de kaşar peynir eklemeyi ihmal etmiyoruz.:)
Afiyet,şifa olsun…
Çok fakir olduğundan şikayet eden bir kadın,sonunda dayanamayıp,şehirde cömertliğiyle ün salmış bilgenin kapısını çalıp:
– Bu şehirde benden fakir insan yok,bana biraz yardım eder misiniz? demiş.
Bilge adam,kadının kucağındaki bebeğin yanaklarını okşayıp öptükten sonra:
– Demek fakirsin! Hem de çok fakir.Ama yardım dediğin karşılıklı olur,karşılıksız yardım etmek pek de huyum değildir,eğer yardım istiyorsan,çocuğunun parmağını satman gerekir..diye karşılık vermiş..
Kadın,yaşlı bilgenin söylediklerine anlam veremeyip,şaka yaptığını filan düşünmüş fakat,adam öyle ciddi görünüyormuş ki,hemen ayağa kalkıp bir kese altın getirmiş ve kadına uzatıp:
– Ayak parmağına razıyım! Ben cerrahım,ona acı çektirmem..demiş,kadının şaşkın bakışlarını süzerek..
Kadın içinden ”Bu adam delirmiş.” diye düşünerek kaçmaya yeltenirken tekrar söz almış yaşlı bilge:
– Sadece tırnağını söksem de olur,biliyorsun zamanla yenisi çıkar..
Kadın duyduklarına inanamayarak hızla ayağa kalkıp oradan uzaklaşırken,yaşlı bilge arkasından şöyle seslenmiş:
– Nasıl bir fakir olduğunu anlayamadım be kadın! Kucağındaki hazinenin tırnak kadar bir parçasını,bir kese altına değişmiyorsun..Ve sahip olduğun o büyük hazinenin farkında bile değilsin…
………….
Kaçımız farkındayız ki sahip olduğumuz hazinelerin?
Sahip olamadıklarımızın çetelesini tutarken, sahip olduklarımıza şükretmeyi bile erteliyoruz çoğu zaman..
Bir nefesin ve rahatlıkla sesimizi duyurabilmenin,konuşabilmenin ne kadar da değerli olduğunu anlamak için sesimizin kısılması gerekiyor bazen..
Görebilmek kainatı,yaratılanları,doğayı, sevdiklerimizi…
Konuşabilmek doya doya..
Kimselere muhtaç olmadan yürümek,koşmak,düşünebilmek,karar verebilmek özgürce …
Herşeye bedel değilmidir bu nimetler?
İnsanın bir tek gözüne bedel olarak neyi verseler vazgeçebilir ki bu nimetten?
Vazgeçebilirmi ki?
Ya görmediğimiz halde hissettiklerimiz?
Her yanımızı mucizelerle, hazinelerle dopdoluyken, Rabbimiz herşeyi sermişken hizmetimize,ve sadece ”O”nu tanıyıp,şükretmemizi istiyorsa bizden..
Herşeyden de öte,kişinin kendini bilip,sevmesi,dolayısıyla da mutluluğu ise beklentisi,bizim ufacık,tefecik,nokta kadar dertleri dert edinip, büyük hediyeleri görmemezlik etmemiz hem kendimize haksızlık hem de Yaratıcımıza büyük ayıp olmaz mı?
O halde bir ucundan başlayıp, hayattaki iyiliklere odaklanıp,hep iyilikleri ortaya çıkarıp ”iyi insan” vasfına talip olmamız gerekmez mi?
”İyi insan”olunca da, dünyamız CENNET,cennetimiz EBEDİ olmaz mı?
İyi insan olmak için iyi şeyler yemeye de dikkat etmek lazım..:)
İyi derken,helal ve sağlıklı demek istediğim anlaşılmış olsa gerek.
Patlıcanseverler buraya .:)
Patlıcan sevip,kış patlıcanına yanaşmayanlar da buraya 🙂
Patlıcan sevip,kış patlıcanına yanaşmayanlar da buraya 🙂
Çoğu kişi,kış patlıcanına rağbet etmiyor,serada yetiştiği için zararlı olduğunu düşünüyor ancak,artık eskisi gibi değil…
İnsana zarar verebilecek tür ilaçlar kesinlikle ve kesinlikle kullanılmıyor..
Ve sebzelerden sık sık numuneler alınarak,laboratuvar ortamında incelenmek suretiyle en ufak zararlı ilaç kalıntısına rastlandığında bile,üreticisine ciddi anlamda ceza uygulanıyor..
O yüzden gönül rahatlığıyla tüketebilirsiniz kış patlıcanlarını..
Zaten yiyecekleri yerken daima ”şifa”niyetine yemek lazım ki faydalarından ziyadesiyle nasiplenebilelim..
Türlü türlü yemeklerde kullandığımız patlıcanı pilava da çok yakıştırıyorum..
Çok pratik bu pilavımızı da mutlaka denemenizi tavsiye ediyorum..:)
PATLICANLI BULGUR PİLAVI:
malzemeler:
-
2 adet patlıcan
-
2 su bardağı kalın bulgur
-
1 adet soğan
-
2 çorba kaşığı tereyağ
-
sıvıyağ
-
su
-
tuz
-
maydonoz
hazırlanması:
-
Soğanı küp şeklinde keserek sıvıyağ eklediğimiz pilav tenceresine alıyoruz.
-
Soğan yumuşayana kadar kavurup,üzerine,bulguru ve tereyağı ekleyip karıştırdıktan sonra,yeteri kadar tuz ve üzerini geçecek kadar sıcak su ekleyip,kaynayınca altını kısıp,pişmeye bırakıyoruz..
-
Patlıcanlarımızı alacalı soyuo,uzun şeritler halinde kestikten sonra,kızgın yağda kızartıp,havlu kağıt üzerine alıyoruz.(Patlıcanları küp küp doğrayıp da kızartabilirsiniz.)
-
Pilavımız pişince servis tabağına alıp,üzerine kızarmış patlıcanlardan yerleştirip,maydonoz eklemek suretiyle servis yapıyoruz.:)
Afiyet,şifa olsun..
Yukarda şükredecek ne çok şeyler var demiştim ya hani…
Bugün,”ŞÜKREDECEK NELERİMİZ VAR” günü olsun mu? 🙂
Düşünelim bakalım,neler neler çıkacak şükretmeye sebep..?
Gözardı ettiğimiz,bize sıradan gözüken ne mucizelerle karşılaşacağız düşünürken..
Şükür dolu bir gün olsun BUGÜN..
Hepimiz şükredecek yüzlerce şey bulup mutlu olalım..:)
Şükür,sıhhat ve afiyetle kalın…