Bir Sofra,Bir Tarif, Bir Kitap

Yepyeni bir sabaha,yepyeni bir haftaya ve yepyeni umutlara uyandıran Rabbime sonsuz şükürler olsun.
Her ne kadar yine gönüllerimize ateş düşürseler de, yepyeni bir dönemin arefesinde,umutlarımızı sekteye uğratmaya çalışsalar da, Allah’ın izniyle muvaffak olamayacaklar..
Tüm kalbimle inanıyorum ki( İnanmak istiyorum ki) yarınlar güzel olacak..
Hemen bu sözün ardından beynimde çınlayan ”Yarınlar güzel olacak derler, oysa bugünler,dünlerin yarınları değil midir?” cümlesine aldırmadan..
İnanmak, istemek,umut etmek,elimden geldiğince güzel şeyler yapmak  ve güzel şeylerin vuku bulması için duayı bırakmadan güven ve huzur dolu bir geleceğe yürümek istiyorum..
Yarınlara dair karanlık tablolar çizip,bizi o karanlıklarda boğmak isteyenlere en güzel cevap, daha fazla umut,hayata daha sıkı sarılmak olsa gerek..
En büyük dilek,en büyük arzumuzsa artık canların yanmaması,artık anaların,eşlerin,evlatların hülasa koca bir milletin acılarının son bulması…

Bu yaz bitmek bilmedi desem yeridir,ne uzun tatildi öyle,ne bereketliydi.İyiydi,hoştu ya,lakin  fazlaydı 🙂
Herşey kararında güzel,karanınca olunca anlamlı.
Neyse ki tatilimizi renklendiren, o uzunca günlerde günümüzü eğlenceli başlıbaşına birer tatile çeviren dostlarımız vardı ki bunlardan birisi de şüphesiz kendisine ”Annem” dediğim,beni bir anne sıcaklığıyla sarıp sarmalayan Seyyah’ımdı..
Uzunca bir süredir davet sofrası hazırlamamış olmanın verdiği panik ve heyecanı bir kenara koyarsak,onun için   bir şeyler yapmak çok keyifliydi.
Yaz sofrası olması hasebiyle,menüyü mümkün mertebe hafif tutmaya çalıştım ve sanırım başardım da:)

Yaz sofralarının vazgeçilmezi domates salatası ve anneannemin ellerinden  mis gibi erişte.
İkisi de çok pratik,ikisi de çok lezzetli..
En güzel tarafları da hangi sofraya konulursa konulsunlar iştahla tüketilmeleri.:)

Çocukluğumdan beri benim için sofranın olmazsa olmazıdır patates.
Hele kahvaltılarda patates yoksa, diğerlerinin varlığı çok da önem arzetmez,patates varsa da diğerlerinin yokluğu.
Hal böyle olunca,ille  patates olmalı bir şeylerin içinde veya patates albenilenip kurulmalı baş köşeye.:)
Patatesin en kolay en güzel hallerinden birisi renkli patates salatası daha önce deburadakisoframı süslemişti.:)
Semizotu da dr. Mehmet Öz’ü tanıdım tanıyalı,ekranlarda onun semizotuna dizdiği methiyeleri duydum duyalı soframdan eksik etmediğim yeşilliklerin başında.
Bir de seviyorum ki ,bir de güzel ki..
Aynı sofrada,semizotlu iki hatta üç tarif bulundurmak da ayrı bir mutlu ediyor beni.:)
Yoğurtlu semizotu salatası için bir temiz yıkadığım semizotlarını parçalara ayırıp,üzerine sarımsaklı  yoğurdu ekleyip,iri dövülmüş cevizleri de serpiştirdim mi hayat bana güzel.:)

Zeytinyağlı semizotunu bir ben çok severek,bayılarak tüketsem de,bu durumdan hiç gocunmuyorum.
Hatta heran elimin altında bulunması adına, bahçenin dört bir yanını semizotuyla donatmış durumdayım.
Hepsi de çıkarsa tüm siteyle birlikte semizotu partisi yapabilir,hatta semizotu  festivali bile düzenleyebiliriz.:)
Ve ben zeytinyağlı semizotu yemeğimle katılırım festivale:)

Zeytinyağlı Semizotu
malzemeler:

  • Yarım bağ semizotu
  • 2 adet domates
  • 1 adet soğan
  • 4-5 diş sarımsak
  • Yarım fincan zeytinyağı
  • Yarım fincan pirinç
  • 1 çorba kaşığı biber salçası
  • tuz
hazırlanması:
  1. Semizotlarını güzelce yıkayıp kalın kısımlarından ayırıp küçültüyoruz.
  2. Tencereye yemeklik doğranmış soğan ve zeytinyağı alıp,soğanlar yumuşayana kadar kavurup,salçayı ekleyip bir süre daha soteleyip,rendelenmiş domatesleri ve ince kıyılmış sarımsaklar ile pirinçleri ekleyip 3-4 dk. pişirip sıcak su ekleyip pirinçler hafif pişmeye başlayınca semizotlarını ekleyip 5-6 dk. daha pişirip ocaktan alıyoruz.
Afiyet olsun..

Dostlarla sofralarda buluşmak, o sofraları paylaşmak çok keyifli lakin, tek tek resimlerken onları bekletiyor olmak 🙂 ve sonrasında tarifleri paylaşma konusundaki gevşeklik,işte orası az biraz sancılı:)
Hele bir de yakın resim alınamamış birkaç resim kalmışsa,görevini eksik yapmışcasına mahsunlaşıveriyor insan.:)
Neyse ki anılar hala taptaze,hala yerli yerinde.
Tahin pekmezli çörek  tarifini daha önce vermiş olmanın rahatlığıyla, kenardan göz kırpan nutellalı milföylerin de tarifini ayak üstü verivereyim diye düşündüm.:)
Her ne kadar nutellaları  tepsiye akmış olup,beni biraz üzse de sevgili kardeşim,minik bloggerim Güldehan tarafından çok sevilmesi büyük teselli oldu.:)
Tek milföy hamurunu unlayıp merdane ile açmış ve de arasına nutella sürüp rulo yaptıktan sonra 15-20 dakika buzdolabında beklettikten sonra dilimleyip fırında pişirmiştim.
Bir dahaki sefere bütün pişirip daha sonra kesmeyi veya kapalı bir şekilde sarıp sarmalayı düşünüyorum.:)

Umut Sepeti’min iddialı ilk tariflerinden olan kurdelalı kurabiyeler,yine süsledi soframızı.
Ki hem yapımı çok hoşuma gidiyor,hem de her misafirim tarafından çok seviliyor.
Hal böyle olunca da,her misafir öncesi mutlaka minik şefimin de yardımlarıyla mutlaka kurdelalı kalpcikler yapılıp sofradaki yerini alıyor.
Ve yaz konseptine uygun bir tat ;bundan önceki yazımın yegane konusu üzümlü tart .:)
İnşAllah tez zamanda , o bitmeyen neşesi ve enerjisiyle Sengül Annem yine çalar kapımızı,yine keyiflendirir bizi.:)
Yüzümüzde tebessümler oluşturan,varlığı için herdaim müteşekkir olduğumuz insanların hayatımızda daimi olması dileğiyle..

İşte bu kitap girince devreye içime de bir titreyiş,bir çaresizlik çöküp kalıyor.
Seyyahımın bana getirdiği hediyelerden birisi olan kitabı elime ilk aldığım dakikalardan  itibaren kendimi Bosna’daki, o kabustan bile daha feci olan,vahşetin sınır tanımadığı,insanın inasanlığından utandığı, belki hiçbir canlının diğerine yapmadığı zulmün,insan eliyle yine,sırf ırkı,dini farklı diyerek başka bir insana reva görüldüğünü büyük dehşetin içinde buldum.:(
Öyle etkilendim ki,kendimden geçmişcesine,kah yerimden sıçrayarak,kah gözyaşlarına boğularak okudum..
Gerçek yaşanmış bir hayat olması, şuan çoktan tarihe karışmış olan Bosna savaşında yaşananları azımsatamadı bana.
Her ne kadar coğrafyalar farklı olsa da, hala onca acının yaşanıyor olması öyle bir acıttı ki içimi.
Hali hazırda içinde çırpındığım,deprem ve son yaşanan üzücü olaylarla gittikçe belirginleşen panik atak hallerim, bu kitaptan sonra tavan yaptı bende.
Bugünlerde dualarıma , dünyanın dört bir yanında ve güzel ülkemde zulüm görenleri katıyorum öncelikle..
Elimle düzeltmeye gücüm yetmiyor,dilimle ne kadar serzenişte bulunsam da duyan olmuyor..
Ben de en büyük güç olan Rabbime açıyorum yine içimi.
Buruk bir huzur kaplıyor bu defa kalbimi.
Ne de olsa,mazlumlar sahipsiz değil,ne de olsa  zerre miktarı iyilik yapan da,zerre miktarı kötülük yapan da karşılığını görecek.
Ne de olsa dünya hayatı sonsuzluğun yanında bir rüya misali..
Yine de huzur istemekten,barış ve güzel yarınlar dilemekten bir an bile vazgeçmemeli.
Rabbin hudutsuz hazinesinden,en çok da başkaları için istemeli ki melekler olsun duacımız..
Dua ve muhabbetle..

↑
Exit mobile version