
Son yayınladığım tariflere bakınca,gördüğüm tuzlu bolluğu karşısında,bu gidişe bir tatlı eklemeli deyip geldim.:)
Bir zamanlar tatlılar ile uzaktan yakından ilgim yoktu.
Eğer bu zamanlar o zamanlar olsaydı, bu durumu hiç yadırgamaz,stokta yayınlanmayı bekleyen,börek ve yemek tariflerimi ard arda yayınlamaya devam edebilirdim.:)
Lakin, bir zamanlar uzaktan anlam vermeye çalışarak seyrettiğim nutella bağımlılığı halleri, hayret etme komşuna,geliverir başına gibisinden bir gelişle hayatımın tam ortasına kurulmuş durumda.
Tatlı bağımlısı bir eşle geçen onca yılın ardından,bugün geldiğim noktaya şaşırmamak gerek.:)
Onca zaman hiçbir şekilde canımın çekmediği tatlıları,bugünlerde ciddi ciddi arıyor olmak bir taraftan garip gelmekle birlikte,diğer taraftan blogun gidişatı açısından ümit verici.:)
Bu gidiş bünyem açısından pek hayra alamet bir gidiş değil ya,haydi hayırlısı.:)
Tatlı isteğimin,üç beyazdan en çok şekerden kaçınılması gerektiğinin ısrarla üzerinde durulduğu zamanlara rastlaması veya benim bunu şimdi duyuyor olmam,yasakların cezbediciliği üzerinde tekrar düşünmeye itiyor beni.
Sabah kalkınca,gün içerisinde ve akşamları oluşan abur-cubur yeme isteğini de bahara bağlamak,”Kesin bahardandır,hele havalar ısınsın geçer.”diyerek, zaman zaman eski halime geri dönmek istiyorum.:)
Fakat cezeryeyi tüm bunların dışında tutuyorum.
O da şekerli,bol fıstıklı,cevizli filan ama ,içerisindeki havuçtan olsa gerek pek masum geliyor bana.
Tatlı krizine girdiğim zaman,( Bu cümleyi kurmak ta varmış kaderde (: ) nutella kaşıklamaktan veya dolapta metro-albeni tarzı atıştırmalıklar aramaktansa bir lokma cezerye alıp,hem gönlümü hem midemi hoş tutmaktan dolayı oldukça huzurluyum.:)
Sen de bu huzuru yaşamak istiyorsan Senem’in sayfasında bulduğum orjinaline yakın tarifi denemelisin.:)
Böylesi nefis bir tarifin blogumda mutlaka bulunması adına,ben de aynen yazıyorum.:)
Orjinal Cezerye Tarifi
malzemeler:
- 1 kg havuç
- 1 su bardağı toz şeker
- 1,5 çay bardağı su
- 4-5 adet dövülmüş karanfil
- 1 tatlı kaşığı tarçın
- 1 çay kaşığı zerdeçal
- 1 çay kaşığı zencefil
- 1,5 Yemek kaşığı bal
- 1 tatlı kaşığı mısır nişastası
- 1 yemek kaşığı su
- 1 su bardağı antep fıstığı
- 1 fincan iri dövülmüş ceviz
- Yeteri kadar hindistan cevizi
- Havuçları soyup 1,5 çay bardağı su ilave ederek 15-20 dk pişiriyoruz.
- Pişen havuçları iç pürüz kalmayana kadar blenderdan geçirip,geniş bir tencereye alıp,şeker,baharatlar ve balı ekleyip suyunu çekene kadar sürekli karıştırarak pişiriyoruz.
- Havuçlar suyunu iyice çekince,az su ile açtığımız nişastayı ekleyip,karışımı macun kıvamına gelinceye dek karıştırmaya devam ediyoruz.(Eğer cıvık olursa,biraz daha nişasta eklenebilir.)
- Cezeryemiz macun kıvamına gelince,fıstık ve cevizleri ekleyip güzelce karıştırıyoruz.
- Bir tepsi üzerine streç film serip,üzerine bolca hindistan cevizi serpiştirip üzerine cezeryemizi serip,rulo şekli vererek sarmalayıp,en az 4-5 saat buzdolabında bekletiyoruz.
- Farklı şekiller vererek de servis yapabilirsiniz.
Yıllaar önce,henüz ufacık bir çocukken ailemle birlikte İstanbul’a ilk gelişim canlandı gözümde..
Gözümü bile kırpmadan geçirdiğim gece yolculuğunun ardından, günün ilk ışıkları ile birlikte,şehre girerken yaşadığım heyecan tüm tazeliğiyle hatırımda.:)
Kitaplarda okuduğum,televizyonda izlediğim şehre ayak basmak ne çok mutlu etmişti beni.
Olanca merakımla,herşeye hakim olmak istercesine dört gözle seyre dalmıştım etrafı.
Kalabalığı ürkütse de,babamın rehberliğinde öğrendiğim tarihi bilgiler ne çok etkilemişti.
Fatih Sultan Mehmet tarafından yapılan Rumeli Hisarı’nın yukarıdan bakıldığı zaman arapça ”Muhammed” yazısı çeklinde inşa edilmiş olmasına hayret kere hayret etmiştim..
Peygamber Efendimiz s.a.v Medine’ye hicret ettiği zaman O Efendiler Efendisini evinde misafir eden ve O’nun meşhur hadis-i şerifindeki iltifata mazhar olabilmek için 80 küsur yaşında Medine’den İstanbul’a gelen Eyyüp Sultan hz.lerinin bu şehirde olduğunu öğrenince kendimi mübarek beldelerde hissetmiş,ne çok sevinmiştim..
Mimar Sinan hatırası muhteşem eserler,saraylar,tam da boğazdan geçerken bu mübarek şehre gülümsercesine batan güneş..
O ilk gelişin tadı hala içimde bir yerlerde saklıca durmakta..
Zira,rüzgar gibi gelip geçmelerden olsa gerek,son zamanlarda İstanbul demek karmaşadan,trafikten,yorgunluktan ibaret olmuştu sanki..
Fakat son zamanlarda, her defasında ”İyi ki tanımışım” dediğim,dostluğuna,bakış açısına,objektifine hayran kaldığım sevgili arkadaşım Ayşegül sebebiyle,yıllar öncesinin İstanbul heyecanı yeniden canlanmakta içimde..
Her resminde İstanbul bambaşka kimliklere bürünmekte gözümde..
Yaşanası,doya doya her anının tadına varılası,hayal şehrine dönüşmekte..
İstanbul’u resimlerden seyretmek,ille de Ayşegül’ün objektifinden seyretmek,bugünlerde en keyif aldığım şeylerden..:)
Resim çekimi için dışarı çıkacağı haberi üzerine istekte bulunduğum ve bu anlamlı resmi bana ithaf eden arkadaşıma,yıllar öncesi yaşadığım çocuksu heyecanımı yeniden canlandırdığı için çok teşekkür ediyorum.:)
(Arkadaşımın birbirinden güzel lale resimleri için lütfen tıklayın.)
İstanbul’da lale mevsimi.
Ve ben Ayşegül’ün çektiği resimlerde yaşamaktayım bu özel mevsimi.
Gıpta etmekteyim bu güzelliği capcanlı gören gözlere,o havayı teneffüs eden herkeslere 🙂
Resimde görmek de güzel,güzeli gören göz olabilmek,dahası da, gören göze sahip olabilmek en güzel diyerek bağlıyorum konuyu.:)
Herkese gönlünce güzellikler diliyorum..