
Görmeden tükenseydi sevgiler,insanlık ömrü boyunca görmediği yaratıcısına bu denli sevgi duyar mıydı?
Eğer görmeden sevilmeseydi kişiler,bir Veysel Karani, hz. Peygamberin sevgisiyle yanıp tüter miydi?
Görmek sevmenin penceresi olsaydı şayet, milyarlarca insan,hiç görmedikleri hz. Peygamberin ardından yüzyıllar geçmesine rağmen onun için ”En SEVGİLİ” derler miydi?
Görmeden unutulsaydı sevilen, aşkı yüzünden çölleri mesken edinen Mecnun görmediği Leylası’nı unutup yeni Leyla’lar bulmaz mıydı?
Gözden uzak olan gönülden de uzaklaşsaydı eğer, insan yıllar sonra karşılaştığı dostuyla hiç ayrılmamışcasına sohbetler edebilir miydi ?
Görmek önemlidir evet..
Ama bakmak ayrı,görmek apayrı bir olaydır aslında..
İnsan gözüyle bakar,gözüyle görmenin ötesinde gönlünü de dahil edebilirse işte o zaman hakikati görür….
Görmek demek hissetmek,anlamak,yaşamak demek..
Karşımda etiyle,kemiğiyle bir insan,ben ona bakmışım o bana..
Yüzünü görmüş,sesini duymuşum,belki dokunmuşum..
Ama, ne his,ne duygu,ne samimiyet..
Zahiri bir cisimden başka ne ifade ederki bu?
Fakat gönül gözüyle bakmak,hissetmek öylemi ya?
En içinde hissedersin..
O sıcaklığı yaşar,yalnız değilim dersin..
Hepimiz yaşamışızdır muhakkak,hani bazen insan sebepli sebepsiz hüzünlere dalar,ne uğraştığı iş,ne konuştuğu kişiler deva olamaz sıkıntısına..
İşte tam da o zaman”Rabbine doğru bir niyaz yükselir yüreğinin en derininden.”
Ve ne kadar derinden seslenirse, cevap da o kadar derinlerden gelir..
Rabbimiz öyle bir cevap verir ki…
İçimizde bir ferahlık,sanki okyanuslara açılmış bir pencereye dönmüş yürek..Hafif bir meltem dokunmuş sanki..
Tüm benliğimizi kaplayıverir sıcacık bir duygu..
”İşte ben burdayım ey kulum.” der,Rabbimiz..Sevinçlerimizde ve hüzünlerimizde O’na yöneldikten sonra asla yalnız bırakmaz..
Asla yarıyolda koymaz..
Görüpte,anlaşılamadıklarımıza inat, görmeden akar içimize..
İnsan görmek istesin yeter ki,ağaçta,böcekte heryerde,herşeyde görebilir O’nu..
O’nu gören,tanıyan,seven de yarattıklarına karşı muhabbetle dolar..
Yaratılanı,Yaratandan ötürü sevmenin ayrıcalığıyla coştukça coşar..
İşte o zaman,uzaklıklar,mesafeler kalkıverir aradan..
Görmeden sever insan..
Bazen paylaşılan ortak duygular aracı olur,bazen bir resim,bazen de sıcacık cümleler..
Farkındamısınız birbirimizi görmeden ne çok şey paylaşıyoruz..
Seviyoruz biz birbirimizi…
İnsan sevmediği yere gider mi?
Hadi yanıldı,şaştı gitti diyelim,yüreğini devreye sokar mı o zaman? Sessiz sedasız çıkıp gitmez mi ?
”Ben burdayım ey dost,yanındayım.” der mi?
Kişinin yüreğinden dökülmese el klavyeye gider mi?
Benimkisi gitmez..
Yüreğim istemedikten sonra,ne elim ne dilim gitmez..
O yüzden şükrediyorum, hiç görmediğim halde,içimde varlığını hissettiren Rabbime,dar zamanlarımda ne zaman yönelsem kapısını açık bulduğum O en yüce dosta..
Acizliğimi en iyi bilen,beni benden daha çok tanıyan Rahman ve Rahim olan Mevla’ma..Ve biliyorum bizim O’nu sevmemizden önce O’nun bizi dilemesi var..
O’na yönelmeme izin verdiği için Rabbimi seviyorum..
Gözümün görmediği,fakat gönlümün hissettiği siz özel insanlar,uzaklarda olmanıza rağmen,yanıbaşımdaymışcasına yoldaşlık ettiğiniz için sizleri de seviyorum..
İşte böyle dostlar..
İnsanı ayakta tutan,hayatı sevdiren,yarınlara umutla bakmasını sağlayan yegane duygu ”Sevgi”..
Ne kadar çok sevgi olursa kişinin kalbinde o kadar güzel bakıyor hayata..
Sevgiyi göstermenin türlü yolları var.:)
Ben bir süredir ”kalp kurabiye” yaparak gösteriyorum sevgimi 🙂
Sofra epey öncesine ait.. Ve o günden bugüne elimden çok kalpcikler geçti 🙂
Çok insanın yüzünde tebessüm oldu kurdelalı kalp kurabiyelerim..
O yüzden de uzunca bir süre daha benim en favori kurabiyem olacak gibi gözüküyor..
Soframız epey önceden dedim,öncesinde görmeden sevmekten bahsettim..
O gün, yıllar önce tanıştığımız ve yurtdışında yaşamaya başladığı için uzunca bir süre görüşmediğimiz,üzerimde hakkı büyük olan bir büyüğümü ağırlamıştım..
Tanıştığımız dönemde ben 12 yaşında küçük bir çocuk, o ise,20 li yaşlarında genç bir kızdı..
Aradan çok zaman geçmesine rağmen,eskisinden daha koyu bir muhabbet eşliğinde güzel bir gün geçirdik..
Mazide, o bilgili,vakur,gıpta ettiğim,örnek aldığım bir insanken,ben şımarık,pek söz dinlemeyen bir kız çocuğuydum 🙂
Aradan geçen yıllar,onu daha derinleştirmiş,daha kendinden emin,istikrarlı bir insan yapmış,beni de biraz kendime getirmiş.:)..Yaptığımız sohbetlerle bunu kavramış olduk..
Bir insana engin bilgilerinden dolayı saygı duymak,hayata bakış açısına hayran kalmak,konuşmak,anlaşmak güzel şey doğrusu..
Şimdi ben burda şu patates salatasının tarifini versem sorun teşkil etmez değil mi?
Hem oturalım masamızda,hem muhabbet edelim,hem de tarifimizi verelim 🙂
Gerçek hayattaki gibi olsun 🙂
Sanal ortamda yazıyoruz diye,muhabbetleri de sanala bağlamayalım.:)
RENKLİ PATATES SALATASI
malzemeler:
- 5 adet haşlanmış patates
- 1 küçük kase dolusu ince doğranmış veya robotttan geçirilmiş mor lahana.
- 4 adet havuç
- 1 demet maydonoz
- 1 adet limon
- yarım çay bardağı sıvıyağ
- tuz
- taze çekilmiş karabiber
hazırlanması:
- Patateslerin kabuklarını soyup,derin bir kap içerisine alalım ve iyice ezelim.
- Limon suyu,tuz,karabiber ve sıvıyağ ekleyip,patateslerle karıştırıp püre haline getirelim.
- Havucu rendeleyip ayrı bir kaba alalım.
- Mor lahanayı da ayrıca bir kap içerisine koyalım.
- Maydonozu incecik doğrayıp bekletelim.
- Patatesleri üç eşit parçaya ayırıp,mor lahana,maydonoz ve havuçlarla karıştıralım.
- Kek kalıbına isteğimize göre yerleştirip ters çevirmek suretiyle servis yapalım..
Afiyet olsun 🙂
O gün en sevilen yiyecek sanırım bu sosisli tart olmuştu..
Özellikle çocukların ”Pizzaaa” diye haykırışlarının ardından tabağın boşaldığına şahit olmuştuk. 🙂
” Yavrucuklar,o bir tart,pizza filan değil,sakin olun.” demeye yeltensem de, ben olaya hakim olana kadar dilimleri alan tabağını kapıp gitmişti 🙂
Bu kadar beğenilmesine ne çok sevindiğimi tahmin edersiniz..
Aslında bu tarif peynirli bir tart idi ,fakat benim fikrimin gelmesiyle bu hale dönüşmüştü..
Hay sen çok yaşa fikrim,dedim ciddi ciddi..
Peynirlisi bu kadar rağbet görmemişti çünkü..
Ve ben küçük bir püf noktası eklemiştim tarife,o da ayrıca lezzet vermişti sanki 🙂
Ve son zamanlarda yaptığım poğaçaların içerisinde tadını,tuzunu,yumuşaklığını en beğendiğim bayatlamayan poğaça..
O gün tavuklar az mı yumurtlamış nedir,yumurtanın sarısını pek bi idareli sürmüşüm.:)
Yarısı beyaz kalmış poğaçalarımın.
Bir tanesi de fazlaca kızarmış,fırının ayarsızlığı işte. 🙂
İnsan bahane üretmek isteyince ne kadar da kolay bulabiliyor değil mi? 🙂
Benden kaynaklanan ufak tefek aksaklıklar haricinde 10 numara bir poğaça..
En kısa zamanda tarifini vermek üzere,tatlılara doğru yol alalım.:)
Mevsimi geçmeden bir tarifi yayınlamak ne güzel şey.:)
Mevsiminden sonra yayınladığım her tarifi,utana sıkıla yazdım esasen..
Eğer mevsimini beklersem,yazasım kaçar diye düşündüm.
Yazasımın kaçması 🙂 Komik bir cümle oldu ama,ne demek istediğim anlaşılmıştır..”Uykum kaçtı.” gibi bişey.:)
Tarifini bilmeyenimiz yoktur ancak,kabak ile hazırladığım diğer şeker mama ile birlikte vermek istiyorum tarifini..
Bugüne kadar hiç düşünmeden,kafa yormadan yaptığım tek tatlı olan kabak tatlısını, bana sağladığı kolaylıktan dolayı çok seviyorum.:)